Psikolog

Öznel Yalnızlık Duygusu

Yalnızlık çağımızın salgınlarından biridir. Giderek evler küçülüyor, yiyecek paketleri küçülüyor ve dünya modernleştikçe bireyselci hale geliyor. İnsanlar giderek güvensizleşiyor ve yalnızlaşıyor. Daha fazla seçim yapabilecek imkana kavuşan insanlar giderek daha seçici hale geliyor ve fakat yalnızlıkları giderek artıyor. Artan boşanmalarla birlikte tek ebeveyni ile büyüyen çocuklar bile yalnız bir erişkini model almış oluyorlar. İnsanların birçoğu, iş hayatları, ilişkileri, aileleri, çocukları, arkadaşları olmasına rağmen kendilerini yalnız hissediyor. Bu içsel yalnızlık nedir peki? Boşluk hissi mi? Elle tutulur bir sebep olmadığı halde içimizi sıkan bir hüzün olarak tarif edilebilir mi? Mesela etrafımızdakiler sohbet eder, güler, eğlenir ama neşelerini paylaşmak imkansızdır o an. Anlaşılmadığımızı hissederiz, sanki bizi onlardan ayrı tutan camdan bir bölme var aramızda. Onlarla hem benzeriz hem farklıyız, hem uzağız hem yakınızdır sanki. Bu, yalnızlık hissinin bir çelişkisidir. Bu his, ne söyleyeceğini bilemeyen ya da hayattaki amaçları birbirinden uzaklaşan çiftlerde sıklıkla ortaya çıkabilir. Veya kendimizi ailemizden farklı görüyorsak, onlarla aynı değerleri paylaşmıyorsak, onlarla aynı dili konuşmuyorsak, ailenin kara koyunu eğer biz isek, bu hissi yaşayabiliriz. Bağlar, eğer anlamları varsa bizi besler, aksi takdirde içsel boşluğumuzu doldurmadan bizi hapsederler.
Oysa yalnızlık duygusu nevrotik bir anormallik değildir, insan doğasının ayrılmaz bir parçasıdır. Diğerinin yokluğu ama aynı zamanda da varlığı, bizim onunla ne dereceye kadar muhatap olduğumuzla ilgilidir. Şayet kalabalıkta kendimizi yalnız hissediyorsak, bunun sebebi kendimizi o bütünün bir parçası olarak görmememizdir. Herkes kendi deneyimini kendine özgü yaşar. Sadece aşk bize bu bireyselliği, “ben” ve “diğeri” arasındaki mesafeyi unutturur. Ancak mükemmel bir paylaşımın ardından yol tersine döndüğünde, yalnızlık hissi çok daha acımasız geri gelir. Sadece ebedi aşktan beslenenler bu histen kaçabiliyormuş gibi görünürler (varsa o da tabi).
İçimizdeki boşluk hissi genellikle kendimizi cesaretsiz hissettiğimizde ve varlığımızın anlamını sorguladığımız zamanlarda bize kendini hatırlatır. Yalnızken kendimize daha çok odaklanırız. Dışarıdan geribildirim gelmeden içimizde bir düzen sağlamamız zorlaştığı için de giderek düşüncelerimiz daha karmaşık hale gelir. Herkesin hikayesi tamamen kişiseldir ve psikolojik alanlara sahiptir. Bu alanlara tek başımıza girdiğimiz zaman kendimizi bazen yalnız hissetmemiz normaldir. Yaşamımız boyunca yalnızlığı farklı şekillerde deneyimleriz. Yalnızlık kişinin bireysel özelliklerine, sosyal hayatına, bulunduğu ortam veya kültürün etkisine göre şekillense de aslında en çok hayatımızdan memnun olma durumuyla bağlantılıdır. Yaşamımızdan memnuniyetin önemli bir parçası da insanlarla kurduğumuz duygusal bağlardır. Hayatımızda olan kişilerle nasıl ilişki kurduğumuz yani ilişkilerimizin kalitesi yalnızlığın belirleyici unsurlarından biridir.
Yalnız olmak ve kendini yalnız hissetmek aynı şeyler değiller. Bunun en büyük göstergelerinden biri kendisini yalnız hisseden kişilerin birçoğunun evli olmasıdır. Birçoğu görünmeyen bir yalnızlık içindedir. Hepimiz hayatımızın bazı dönemlerinde yalnız kalıyor ya da yalnız bırakılıyoruz. Yalnızlık bazen kendinizi dinlememize, yenilenmemize, üretmemize katkı sağlıyor bazen de bizi bir döngünün içine hapsedip esir alıyor. Arasındaki ince çizgiye dikkat etmeli ve hayatımızı buna göre şekillendirmeliyiz…

Uzm Psikolog Işıl BEKTAŞ