Psikolog

Kadın Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Bu ülkede kadın olmak yaşamınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır. Hayatınızın her alanında ”Ben de varım!” diye haykırmak demektir. Birileri tarafından sesinin hep kısılmasıdır. Ve yine birileri tarafından öteki olmaya zorlanmaktır. Zordur bu ülkede kadın olmak.

Hani derler ya “Nefes alıyorsak umut var demektir.” Bu ülkede kadınsan ve tüm kötülüklere rağmen hala nefes alabiliyorsan umut değil de şansın var demektir.

Sokakta, meydanda, parkta, sahilde, dolmuşta, akla gelen her yerde her an sözlü ya da fiziksel tacize uğrama ihtimalinin bilincinde olmak demektir. Bu topraklarda kadın olmak, sokağa adımını attığın andan itibaren tedirgin olmak demektir.

“Ne bakıyorsun? Ne yapıyorsun?” diye söylenmek demektir.

Türkiye’de kadın olmak, kıyafetini hep savunmak zorunda kalmak demektir.

Kadın olmak, cinsiyetinden ötürü her adımda hesap vermeye mecbur bırakılmak demektir.

Kadın olmak, cinsiyet kaynaklı adaletsizliklere bakıp sinir olmak demektir.

Türkiye’de kadın, kadın hariç her şey demektir. Her şeye rağmen kadın olarak var olmaya çalışırken toplumun kadınlara dayattığı tabular vardır. Daha doğar doğmaz başlar bu kavga. Kız olursa pembe patik, erkek olursa mavi. Daha çocukken renklerin cinsiyetçiliği ile işlenmeye başlanır ayrımcılık.

Henüz cinsel kimliğini bilmeyen çocuğun edepli ve adaplı davranması beklenir çünkü o kız çocuğudur ve daima hanım hanımcık olması gerekir.

Marifetin iki cinsiyetin ayrıştırılmadan yan yana büyüyebilmek olduğunu unutarak “kız ile erkek arkadaş olamaz” anlayışı empoze edilir. Erkeklerden uzak durması gereken sadece kadınlar bu ülkede.

Dışarıda bir başına hem de gece yarısı asla gezmemeli ama erkek kardeşi istediği saatte gelip giderken eve, kadınların yaşadığı özgüvensizlik ve varoluş çabası kimin umurunda? Namus kavramı sadece kadınların bu ülkede.

Kadın dediğin her mesleği yapamaz bu ülkede, daha naif daha kolay meslekler seçmeli, çünkü incinir. Sanki bunca yıl hiç incitmemişler gibi…

Kadın dediğin anne olmalı, hatta olmak zorunda. Anne olmak kadının isteyebileceği bir durum değildir, görevidir bu ülkede.

Kadının üzerinde kendisi hariç herkesin hakkı vardır. Çünkü kadın olmak herkese hak vermektir kendi üzerinde…

Çocukluktan bu yana sindirilmiş, bastırılmış ve kalıplara sokulmaya çalışılmış kadınlar tam da bu yüzden hangi işi yaparlarsa yapsınlar, ne olurlarsa olsunlar en iyi şekilde yapıyorlar. Çünkü kadına güçlü olmayı öğretiyorlar bu ülkede!

Bu ülkede kadınların hepsi biliyor ki, yalnızlar, çünkü ne emniyet ne yargı ne de toplum kadınların yanında.

Kadınların yanında olan sadece diğer kadınlar. Aslında kadın kadınalar bu savaşta.

Toplumun dönüşmesi vakit alır ancak biliyoruz ki, devlet bu sorunu kafaya koysa çözebilir.

Ama yıllardır bu konuda değil ilerlememek, iyiden iyiye dibe batmış haldeyiz.

Mustafa Kemal Atatürk, “Kadınları geri bırakılan toplum, geride kalmaya mahkumdur!” der… İşte, bugünkü geriliğimizin nedeni budur…

Uzm. Psikolog Işıl BEKTAŞ