Psikolog

İçimizdeki Boşluk

“Tarifsiz bir boşluk hissediyorum. Kalabalığın içinde bile kendimi yalnız hissediyorum. Her şeye sahip olmama rağmen kendimi bomboş hissediyorum. Hayatımda biri olmasına rağmen kendimi eksik hissediyorum.”
Bu tatminsizlik ve mutsuzluk hissi size tanıdık gelmiş olabilir. Peki nedir bu his? Neden kaynaklanır? Ruh sağlığı uzmanları bu hissi “duygusal boşluk” olarak adlandırır. Boş hissetme olasılığı ve duygusal gerçeklik ile yüzleşmek genelde insanları korkutur, çünkü yalnız ve eksik hissettirir. Oysa haklarında konuşması çok da kolay olmayan şeyleri kendimize sormamızı sağlar: “Her şeye sahipsem daha neye ihtiyacım olabilir? Yalnız hissetmemek için daha kaç arkadaşa ihtiyacım var? Partnerim mükemmel ise sorun ne olabilir?”
Her şeye sahip olabilirsiniz fakat belki hayal dahi edemeyeceğiniz şeyler vardır. Etrafınız insanlarla çevrili olabilir fakat bu insanların hiçbiri sizin için doğru kişi olmayabilir. Partneriniz mükemmel biri olabilir ama belki ilişkiniz sizin için mükemmel değildir. Bu hayal kırıklığı sizin bir şeyleri değiştirmeniz gerektiğini gösterir. Ve kötü hissetmeye devam etmek istemiyorsanız, buna hemen şimdi başlamalısınız. İhtiyaç duyduğunuz tek şey belki bir manzara değişikliğidir.
Duygusal boşluk, altında mutsuzluğu, esareti, özlemi, sevgi ve duygusal özgürlük ihtiyacını gizler. Genelde bu boşluk hissi kendisini zalim bir şekilde sunar, karışık duygular tarafından maskelenmiştir. Peki bu boşluk neden gelir, neden bize sert bir darbe vurur? Aslında cevap çok basittir. Kendimizi yeteri kadar tanımıyoruz. Siz neye ihtiyaç duyduğunuzu, nasıl hissettiğinizi, nereye gitmeniz gerektiğini ve oraya varmak için neye istekli olduğunuzu analiz etmelisiniz. Bizi ayakta tutan sağlıklı bir öz farkındalığa sahip olmalıyız. Ev hanımı olmamız, doktor olmamız, sanatçı olmamız, işçi olmamız önemli değil. Bu şekilde düşünmek bizi eşit oranda boş ve kimliksiz bırakır. Gerçekten sadece başka bir doktor olmak mı istiyorsunuz veya hayatınızın aşkını bulmak mı ya da anne-baba olmak mı istiyorsunuz? Bununla yetinmemiz mümkün değil, çünkü problemin kaynağı tam da burada. “Ben”imiz kaybettiği zaman duygusal boşluk meydana gelir. İşte o zaman da her şey basit etiketlere dönüşmeye başlar. Yaralarımızı kapatan yamalar ve gözlerimizi kapalı tutan maskeler haline gelirler.
Duygusal boşluklar, bize bulamayacakmışız gibi görünen bir şeye ihtiyacımız olduğunu hatırlatırlar. Bu boşluğu doldurmak için çok fazla yemek yemeyi, alkol almayı, gerçek aşkı aramayı, kendimizi spor salonlarında yıpratmayı ya da takvimimizi aşırı yüklemeyi deneyebiliriz. Ama bu “bir şeye ihtiyacım var ama ne olduğunu bilmiyorum” hissi hala ortada olacaktır. Şüphesiz ki bu boşluk hayatımızı ve mutluluğumuzu etkiler. Duygusal çöküşümüzü oluşturan o mimari yapıyı inşa eder. Bu “mental kopukluk” depresyon geçiren insanlarda oluşanın aynısıdır. Boşluğa karşı savaşmak kolay görünmeyebilir. Olumsuz duyguların ve hislerin pek çoğu bize karşı gibi görünüyor, sanki bizi parçalamak için bir araya gelmiş gibiler. Ama unutmayın ki biz daima kendi hayatımızın dizginlerini elimize almaya ve bizi neyin üzdüğünü hesaplamaya başlamaya karar verebiliriz. Ya da belirsizlikler ve acılar denizinde batmakta olan o gemide kalmaya…
Herkes kendi içine baksın ve kendi boşluğunun anahtarını bulmaya çalışsın. Bunun için mutlak bir yol veya sihirli bir formül yoktur. Çözüm her birimizin içinde gizlidir. Gerçeği açığa çıkarmak ise bizim elimizdedir. Sonuçta, değişim yalnızca içeriden tam olarak açılabilecek bir kapıdır…

Uzm.Psikolog Işıl BEKTAŞ