Psikolog

Doğduğun Aile Mi Kurduğun Aile Mi?

Doğuyoruz ve büyüyoruz. İnsanoğlu bir aileye doğar. Aile, toplum içindeki en küçük bütün olarak tanımlanır. Aslında aile, toplumun en küçük değil, aynı zamanda en önemli ve en büyük birimidir. Her şey ailede başlar ve biter. Ya da ailede hiçbir şey başlamaz, doğru gitmez ve her şey ailede karmaşıklaşır. Çocuklar sevgi, ilişki ve yaşama dair birçok şeyi ailede öğrenir veya öğrenmez. Anne ve baba arasındaki ilişkiden kadın ile erkek ilişkisine dair temel bir kalıp çıkarır. Bir çocuğun sağlıklı bir yetişkine dönüşmesinde ailenin rolü çok önemlidir. Bu nedenle aile olmak yetmez, sağlıklı ve işlevsel bir aile olabilmek için özen göstermek gerekir.
Yetişkinlikte bazılarımız aile kuruyor ve çocuklarımız oluyor ancak bir tarafımız yinede hep çocuk kalıyor. İçimizdeki o çocuk, doğduğu aileden bağımsız olarak özgürleşemediği sürece kendi annesini, babasını bazen çocuğu yapıyor, bazen de onların çocuğu olarak kalıyor. Farkında olmadan tabi… Bazı kişiler kendi kurduğu aileyi ikinci plana atabiliyor. Ancak sağlıklı olan, kişinin kurduğu aileye enerjisini akıtmasıdır. Büyükler verir, küçükler alır. Alma ve verme dengesi, büyükten küçüğe doğru olmalıdır. Çocuk anne-babasından o enerjiyi alır ve beslenir. Sağlıklı olan, her neslin kendinden sonra gelen nesile sevgisini, güvenini ve enerjisini aktarmasıdır. Bu düzen tersine döndüğü durumlarda ilişkilerde sorunlar yaşanır. İletişim kazaları olur. Eşi ile annesi arasında kalanlar veya kardeşlerine bakmaktan kendi çocuklarını ihmal edenler buna örnek gösterilebilir. Özgüveni gelişmemiş kişiler yetişkinlikte dahi anne ve babanın onayına ihtiyaç duyabilir ve kendi yoluna gidemez. Kurduğu ailesinden ziyade, daima doğduğu aileyi mutlu etmek için çalışıyor ve çabalıyordur. Toplumumuzda bu duruma sıkça raslanır. Ebeveynlerin kendilerine bağımlı yetiştirdiği çocuklar, yetişkin olduklarında da anne-babalarına bağımlı yaşarlar ve öncelikleri onlardır. Bu durum zamanla aile içi sorunlar ve iç çatışmalar yaratabilir. Kişi kendi kararlarını vermek ve uygulamaktan öte, doğduğu ailenin talepleri dışına çıkamayabilir. Çünkü o kişi çocukken almış bir kere hipnozu, “hayırlı evlat” olacaktır. Haliyle de varoluşunu sadece doğduğu aileyi mutlu etmeye bağlıyordur. Yetişkin bir insanın sürekli ailesinden “vermeyi” beklemesi ise kendi potansiyelini yaşaması ve gücünü ortaya koymasının önünde bir engel teşkil eder. Çocukların yetişkin olduklarında ebeveynlerinden devamlı “alması” sorumluluk almayı engeller. Yetişkin olsa da o kişi, bilinçaltında hep çocuk kalmak isteyebilir, çünkü çocuk kalmak işine geliyor olabilir. Dolayısıyla kendi yolumuzda ilerlerken (doğduğumuz) ailemizden özgürleşmeliyiz. Kendi kurduğumuz aileyi önceliğimiz yapabiliriz, fakat kendimizden sonra…
Kimsenin kimseyi mutlu edemeyeceği gerçeğine uyanmamız bazen biraz zaman alabiliyor. Mutluluğu her ne koşula bağladıysak, o koşulların tamamı yerine geldiğinde, mutlu olmadığımızı fark ettiğimizde, sorgulama ve ardından uyanış başlıyor. Kendi gerçeğimize uyandığımız an… İçinizdeki çocuğa bir zahmet anlatıverin bu gerçeği. Artık bir yetişkin olarak bilinçli aklı ile kararlarını alabilir.

Uzm. Psikolog Işıl BEKTAŞ