Psikolog

“Çocukluğuna İnelim”

Bir yetişkin olarak bizim bugün tüm davranışlarımız, düşüncelerimiz ve algılarımız çok eskilerden, çocukluk dönemimizden mirastır.

Yetişkinlikte yaşadığımız, çözemediğimiz pek çok sorunun, hoşumuza gitmeyen taraflarımızın, tekrar eden davranış örüntülerimizin, kısırdöngülerimizin nedeni erken çocukluk döneminde kurduğumuz ilişkilerdir.

Örneğin; bazılarımız ilişki kurmaktan korkuyor, bazılarımız karşı taraf yaklaştığında kaçıyor, bazılarımız ise bağımlı ilişkiler kuruyoruz. Tüm bunların sebebi anne ve babamızın çocukluğumuzda bizimle kurduğu ilişki biçimidir.

Çocukluğumuzda ailemizin bizi eleştirme, sevme, takdir etme, yargılama, sakinleştirme biçimlerini model alır ve içselleştiririz. Bu bir süre sonra bizim kendi iç sesimiz haline gelir. Farkında olmasak da yetişkinliğimizde de adeta onların yaptığı gibi kendimizi eleştirir, yargılar veya takdir ederiz.

Çocukluktan bize miras kalan olumlu ve olumsuz her tür deneyimin bizi ne yönde etkilediğini göremezsek, ilişkilerimiz hep aynı çerçevede şekillenir. Belirli davranış kalıplarımız oluşur ve farkında olmadan tekrar tekrar benzer biçimde bakar, görür ve davranırız. Genellikle de hep benzer noktalarda tıkanır, problem yaşarız.

Fakat iyi haber şu ki; gelişim süreci ömürlük bir süreçtir, çünkü yaşlanmaya dek devam eder… Yani bugün bir yetişkin olarak çocukluk döneminden günümüze taşıdığımız her şeyi yeniden değerlendirebilir, hatta değiştirebiliriz. Geçmişte izin verilmeyen veya tam anlamıyla tatmin edilemeyen her şeyi bugün kendimiz tarafından karşılayabiliriz. Çocukken başkasından almaya ihtiyaç duyduğunuz her şeyi bugün siz kendinize verebilirsiniz…

Sigmund Freud, Psikanalitik kuramını kurarken, psikopatolojiyi, çocukluk döneminde kullanılan başa çıkma yollarının yetişkinliğe kadar sürmesi olarak kavramsallaştırmıştı. Hal böyle olunca psikoterapist, büyümeyi başaramayanlarla veya yetişkinliğin meyvelerini tadıp onları acı bulan ve çocukluğun güvenli haline geri dönenlerle ilgilenmişti.

Freud’a göre, yetişkinlerin ruhsal rahatsızlıklarını incelerken bilhassa bakmamız gereken yerler çocukluk çağı yaşantıları olmalıdır. Bunun için hastalarının çocukluk gelişimine ilişkin ayrıntılı öyküler alınması gerektiğini savunmuş ve çocukluk çağı döneminde yaşanan travmayı (fiziksel ve duygusal ihmal, istismar, anne-baba kaybı, örselenme) psikopatoloji kuramının merkezine koymuştur. Travma ortaya çıktığı dönemde korkuların ve duyguların bağlanmasına (fiksasyon) neden olur. Kişi bundan sonra da hayatına devam edebilir fakat travma yerinde bir iz kalır. Yetişkin hayatta, geçmiş yaşantılara yeterince benzeyen zorlanmalarla karşılaşılınca takılmanın olduğu aşamaya ya da ondan önceki aşamalara doğru bir gerileme ortaya çıkabilir. Freud’a göre erken dönemdeki bu travmaların doğası ve zamanlamasının, yetişkinlikteki psikopatoloji biçimiyle özel bir ilişki içinde olduğunu gösteren çok sayıda kanıt vardır.

Tüm bunları gözönünde bulundurduğumuz zaman, kendimize dönüp, kendimizle ilgili bazı meseleleri halletmemiz gerekmez mi sizce de..?

Uzm. Psikolog Işıl BEKTAŞ